1.    YE KÜRKÜM YE!

Bir gün Nasrettin Hoca, zengin bir ailenin evine ziyafete gitmiş. Ne ev sahibi ne de misafirler, hiçkimse Hoca'ya ilgi göstermemiş. Hizmetçiler ona servis yapmamış, tabağı boş kalmış.  Zavallı Nasrettin Hoca kendini çok kötü hissetmiş.

Yarım saat sonra, sessizce oradan ayrılmış ve evine gitmiş. En gösterişli elbiselerini giymiş ve tekrar davete geri gitmiş. Kapıyı çalmış. Bu sefer, ev sahibi onu kapıda karşılamış. Herkes hürmet göstermiş. Hizmetçiler hemen yemek getirmiş.

Nasrettin Hoca hevesle yemeğe oturmuş. Kürkünü yemeklere batırıp batırıp

__ Ye kürküm ye! demiş.

Herkes bu duruma çok şaşırmış. Ev sahibi:

__ Hoca Efendi ne yapıyorsun! Niye kürkünü yemeklere batırıyorsun? deyince,

Hoca:

__ Madem ilgi kürküme, eeee o zaman yemekleri de o yesin, diye cevap vermiş.

 

FUR COAT

One day, the Hodja went to the feast in a wealthy family's house. Neither the host nor the other guests, nobody paid any attention to him. The servants were passing him by and not filling his plate. Poor Nasreddin Hodja felt himself so bad. 

Half an hour later, the Hodja silently left from there and went to his home. He changed his clothes, wore the showiest ones and went back to the feast again. He knocked the door. This time, the host welcame him at the door. Everybody showed respect and attention. The servants served him immediately.

 

The Hodja started to eat with a relish. He said 'eat my fur coat, eat!' dipping and dipping his fur to the dishes. Everybody was curious. When the host asked:

__ Hodja Efendi what are you doing! Why are you dipping the fur into the dishes?

Hodja replied:

__ Since all of this respect and attention was because of my fur coat, then it deserves to eat the food!

Note: This is the most famous of all Nasreddin Hodja stories. Its proverbial ending, "Ye kurkum, ye!" (Eat my fur coat, eat!)  is a common phrase in Turkish. It is used to imply the treatment according to the displayed wealth. (2001, Lale Eskicioğlu)